SâMİHA AYVERDİ

Mütefekkir - Yazar

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Kültür Medeniyet ve Tarih

Kaybolan Anahtar

E-posta

Yazarı:     Sâmiha Ayverdi
Yayınevi:  Kubbealtı

Samiha Ayverdi'nin Kaybolan Anahtar adlı kitabı bir bakıma bizim yeniden dirilişimizin anahtarıdır. Adeta, yılların tortuları altında gizli kalmış baha biçilmez muhteşem bir hazinenin Kaf Dağı'nın arkasına savrularak kayıplara karışmış anahtarını arayıp bu hazineye yeniden kavuşmak gayretinin aziz macerasıdır ki bu hazine bizim milli kültürümüzün ve mânevi değerlerimizin, yani, bizi biz yapan özelliklerimizin bütünüdür.

Kitaptan Alıntı:

"10 Muharremde Hz. Hüseyin Efendimizin şehâdeti var. Hz. Hüseyin Efendimizin, kâinat istese de kılına bile dokunulmazdı. Ama ilâhî takdir ile ortaya çıkması gerekli hâdiselerden biri. Ancak bizim bundan alacağımız ve bütün nesillerin alacağı dersler var. Onun için de İslâm târihi ile berâber Türk târihini çok iyi bilmek lâzım. Çünkü geleceğin anahtarı geçmişte gizlidir. Bu anahtarı almadan doğru adım atmak mümkün değildir. Hele bugünkü madde ve teknoloji ile insanların aldandığı ve aldatıldığı bir devrede. İnsanlığından çıkmışların arasında yaşarken, geçmişin anahtarlarına sâhip olmadan gelecek hakkında fikir sâhibi olmak mümkün değildir."

...Bize göre bu bir takdîr. Îtiraz etmeyiz. Lânet etmekle de vakit geçirmeyiz. Önemli olan ibret alabilmektir. Bu devirde de Hz. Hüseyin ve Muâviye vardır. Önemli olan sen hangi noktadasın? İnsanın nefsânî arzuları çalışmasına, vatanına olan hizmetine mâni olacak noktada ağır basıyor mu?

İçimizdeki Hüseyin çalışma, hizmet aşkıdır. Her türlü güzellik, doğruluk Hz. Hüseyin'dir. Kendimize âit arzu ve isteklerimiz, kinimiz, gururumuz, Muâviye'yi temsil eder.

Hangi yöndeyiz? İnsan senelerce Muâviye'ye küfredip onun ordusunda kalmış olabilir. Allah bizi bundan korusun."

 

Milli Kültür Mes'eleleri ve Maârif Dâvâmız

E-posta

Yazar:         Sâmiha Ayverdi
Yayınevi:     Kubbealtı Neşriyat
Yayın Yılı:    1976

"Topraklarını kaybeden, türlü hezimet ve mağlubiyetler ile yüreği dağlayan Türk milleti insana değer verdiği müddetçe büyük millet şuurunu kaybetmedi. Dili, dini, tarihi, görene ve gelenekleri, kapanın elinde kalıp yağmalanmadı... Harsı, haysiyeti, vekarı zedelenmedi.

İkbalimiz ve istikbalimiz adına, çocukluğu tarihi ve mukaddesatı ile bir sistem dahilinde yüzyüze getirmek gerekir. Şu bir gerçektir ki dünü unutan bugünü de bilmez. Hele istikbal için ümit beslemesi pek abestir.

Memleket dert ve davalarına başını eğmiş bir vatandaşın bilmesi gereken bir gerçek vardır. O da bir ölüm kalım meselesi olarak ele alınması gereken keyfiyetin eğitim ve öğretim politikamız olduğu keyfiyetidir."

 

Boğaziçi'nde Tarih

E-posta

 

Yazarı: Sâmiha Ayverdi
Yayınevi:    Kubbealtı
Yayın Yılı:   1966

"Bu kitap, bir Boğaziçi târihi değildir. Belki Türk idâre ve târihindeki Boğaziçi´nin hâfızasından alınmış bâzı çizgilerden ibârettir" diyen yazar Boğaziçi semtlerinin hikâyesini anlatırken bizi mâzi, hâl ve gelecek arasından bir seyâhate çıkarır. Kültür değerlerimiz ve içtimâî târihimizin acı ve tatlı hâtıraları yılların pencerelerinden bir ibret levhası olarak önümüze açılır.

 

Türk Tarihinde Osmanlı Asırları

E-posta

Yazarı: Sâmiha Ayverdi
Yayınevi:     Kubbealtı
Yayın Yılı:    1975

"Türk tarihinin seyir ve tekamülü ardınca yürüyebildiğimiz ölçüde atılmış bu birkaç adım, iki büyük Türk devletinin dünya tarihi muvacehesindeki medeni ve içtimai değerlerinin, uzaktan yakından münasebet kurmak vaziyetinde olduğu milletlere ve nihayet dünyaya neler getirdiğini, umumi çizgileriyle tayin ve tesbit edebilmek gayretinin naçiz bir mahsulüdür. Bu yüzden de, başı, sonu bilinmeyen tarih dünyası içinde ve bu gökkubbenin altında tahtlar yıkıp zaferler kazanmış veya hezimetler kaybetmiş Türk kavminin binlerce yıllık macerasını bir tarafa koyup, bu zincirin birbirine girift ve sıkısıkıya bağlı iki halkası üstünde bilhassa duracağız: Selçuklu ve Osmanlı İmparatorlukları. Şuna inanmak yerinde olur ki, devrini tamamlamış ve ilmin hafızasına devr olmuş bu tarih realiteleri, vakti geçmiş, vazifesi tamamlanmış keyfiyetler değildir. Belki geleceğin temellerini teşkil ettiği için, cemiyet olarak büyük bir uyanıklık ve şuurlu bir tecessüsle üstünde durmamız gereken gerçeklerdir."

İKİNCİ SULTAN MEHMED VE FETH-İ MÜBİN (sayfa 248)

"...Fâtih Sultan Mehmed, dâvasında neden muvaffak oldu, diyecek olursak, bu sualimizin cevâ­bını, ilk gençlik çağından itibaren, himmetini kendi üstüne çevirmiş olan hükümdarın hayâtı içinde görmek mümkün olur. Beşerî egoizmini manevî feragate, ferdî dâvalarını kütle menfaatine feda eden genç hü­kümdar, îmânına şuur, vicdanına düzen, ameline ihlâs, cehline aydın­lık, ihtiraslarına sükûnet bağışlaya bağışlaya evvelâ kendisiyle hesaplaşmış, ondan sonra dışa taşmıştır.

Fâtih, yaptığını bilen ve yapacağını hesaplayıp düşünen adamdı. Onu kütle mukadderatını elinde tutan sayılı dahîler ve cihangirlerden ayıran üstün vasıf, icrâât ve başarılarında, fırsatlardan ve tesadüfler­den faydalanmış olması değil, yaptığından ve yapacağından haberli bu­lunan bir sisteme sahip bulunması idi. Halbuki büyük şöhretlerden pek çoğu, sevkitabiîlerini rehber tutan gafil ve zamanın mağlûbu kimseler­dir. Binâenaleyh Fâtih, ihraz ettiği şan ve şerefe, tesadüflerin yardımı ile değil, kendi istihkak ve kudretiyle ulaşmıştır.

Hiç bir zıt, değişmedikçe kendi zıttı ile birleşemeyeceğine göre, her şeyden evvel bir zıdlar âbidesi olan insan psikolojisinin de anlaşmış bir bütün hâline girmesi lüzumunu kabul eden Fâtih, çeşitli meyil ve duygularını inzibat altına alarak, yekpare bir enerji hâline getirmiştir. Neticede de, bir ruh ve îman potasında sublimasyon geçirmiş bu inşâcı ve tekâmülcü adam, anlayışını kütleye naklederken, baskı ve tazyik yo­luna değil, topluluğun zihnî ve teessürî elemanlarına hitap etmek cihe­tine girmiştir.

Esasen kütlenin de kâh şuuru, kâh gayr-ı meş'ûru ile kendisine hayat ve beka vâdeden kurtarıcısının peşine düşmesi, yapraklarını ve dallarını ışığa ayarlayan nebatlar gibi, maşerî vicdanın da bu müşah­has îman ve ihlâs örneğinden geleceğini talep etmesi bir tabiat zarureti idi. işte bu yüzden de Fâtih'i çeken, çağıran ve kurtarıcı olarak bekle­yen bir dünya vardı. Acaba târih ve insanlık karşısına samimiyet ve doğruluğunu bayrak gibi gerip alnı açık olarak çıkan pâdişâhın, beşer olarak eksik veya fazla tarafları yok mu idi? Tabiî ki vardı ve olması da zarurî idi. Zîra o, ilâhlık dâvası eden bir câhil değil, kulluk babında olan bir arif kişi idi."

 

Türkiye'nin Ermeni Meselesi

E-posta

Yazarı: Sâmiha Ayverdi
Yayınevi:     Kubbealtı
Yayın Yılı:    1970

"... biz sustukça, meydanı boş bulan iftira ve yalan kampanyası, çığ gibi yuvarlanıp büyümektedir. Haklı dâvâlarını müdafaaya lüzum dahi görmeyen Türklere karşı bu yanlış hükümler alıp yürürken, karşı taraf hiç mi hiç susmamıştır. Bütün bu çabalara karşılık, dünya kamuoyunu târihî hakikatlerle aydınlatmaya, yıllarca kin ve ısrarla sürdürülen Ermeni meselesinin içyüzünü bütün açıklığı ile ortaya koymaya mutlak zarûret vardır."

 

Türk Rus Münâsebetleri ve Muharebeleri

E-posta

Yazarı: Sâmiha Ayverdi
Yayınevi:     Kubbealtı
Yayın Yılı:    1970

Bizce mühim olan, Türk-Rus alışveriş ve muharebelerini kronolojik olarak anlatmaya çalışmak olmayıp bu çekişme ve cenkleşmelerin tablosunu verirken o kanlı savaşların hagi ideolojik sebepler yüzünden hazırlanmış olduğunu belirtmeye uğraşmaktır.

Bu sebeple de eserin şematik çatısını kurarken, kılıçların ve kalkanların ardı sıra yürümeyi arka plana bırakmış bulunuyoruz. Zira gayemiz, Rus komşuluğu muvacehesinde jeopolitik ve etnik sebeplerden doğmuş olan Türk-Rus mücadelesinin bir sentezine gidebilmektir.