SâMİHA AYVERDİ

Mütefekkir - Yazar

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Emrehan Küey

Emrehan

E-posta Yazdır PDF

Emrehan

Mehmet Rami AYAS

 

Yiğit yolcu

Kanatlı bir at üstünde sanki

Emrehan

Rifâî - Mevlevi düğününde

Kollarını açıp yere göğe

Dönen bir tennûreli derviş görünümü ile

Bir yolcu bu

Dönen, yol alan Kendinden Kendine

Ey yiğit yolcu

Kocamış biri elinde kalem

Sana ağıt yakmağa mı

Oturacaktı şimdi

Güle güle dedikçe gidenlere

Burada kalan

Gözü yağmurlu biri

Çevren aşırı yolculuk

Ölümlü dirilmeler içinde

Gizin kol gezdiği bilmece

Her kavrayışı aşan söyleşi

Değerin değmezin birlendiği

Gülüm, yârim

Bütün olup olanların içindeki

Anlaşılmaz sevgi

Yaşa da bil, ol da bil öğretisi erenlerin.

Eyvallah, Huuuu.

 

Emrehan Küey'in Ardından: Çok Yandık...

E-posta Yazdır PDF

Emrehan Küey'in Ardından: Çok Yandık...

Dr. Mustafa Sinan YARDIM

İstanbul, 16 Mart 2006

Bugün, elim bir trafik kazâsı neticesinde aramızdan ayrılmış bulunan Emrehan Küey adlı hizmet erinin ardından hepimizde bir hüzün, şaşkınlık ve hasret var. Kaybımız, târife gelmiyor... Çok yandık... Allah'tan rahmet diliyoruz. Aileye, dostlara, sevenlere, öğrencilerine, Manisalılara, herkese sabır, metânet... Bu ayrılış bize göre pek erkendir... Ancak bizim hesabımızla Hakk'ın hesâbının tutmadığını da bir daha âşikâr eylemiştir.

Genç yaşına rağmen, ömrüne büyük projeler sığdıran Emrehan Küey, yıllar içinde "kültür zemini kaymış"olan Manisa'nın bu zeminini tutmak ve geri kazandırmak gayretinde olmuş, bu yolda da büyük başarı elde etmiştir. Ancak bugün de maalesef Manisa'nın "Emrehan Küey zemini" kaymış bulunuyor. Emrehan Küey kuvveyi fiile dönüştürme becerisini göstermiş, nâdir bulunan insanlardandır. Hayat macerasının Kendisini getirdiği noktada, Ayverdi Mektebi'nin yetiştirdiği, "kütle adamı"olmakla muttasıf, bir "derviş kişi"dir. O, dünkü cemiyetimizde büyük işler yapmış, bugün de aynı evsafta faaliyetlerin biçilmiş kaftanı, bir "alp eren "dir. O, bir "hayrat muska "dır. O, " Sanman Sancak Beyi"dir. O, bir "merd-i hudâ'dır.

16 Haziran 1955 târihinde, Manisa'da Ahmet Kudret Bey ile Pe­rihan Hanım'm Gülbin (Öztürk)'den küçük, Bilgehan'dan büyük ikinci evlâdı olarak dünyâya gelmiştir. Çocukluğu Manisa'da geçen Emrehan Küey, okul hayâtına 1960'da Manisa Murat Germen İlkokulunda baş­lamıştır. Babasının vazifesi sebebiyle ortaokula Diyarbakır Ali Emiri Ortaokulunda devam etmiş ve buradan 1968'de mezun olmuştur. Lise öğrenimini ise 1971'de Akhisar Lisesinde tamamlamıştır. Yüksek tahsi­line Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinde başlamış; buradan "tarım ekonomisi" üzerine yaptığı çalışmalarla "Ziraat Yüksek Mühendisi" derecesini alarak mezun olmuştur. 80 öncesindeki bâdireli dönemde pek çok meşakkat içine girmiş, canı pahasına pek çok hizmeti yerine getirmekten de geri durmamıştır. 12 Eylül döneminde pek çok memleket evlâdı gibi o da, bir "hapis mâcerâsı"yaşamıştır. Fakat hapse rağmen "hak bildiği" mücâdelesinden bir milim geri kalmamıştır. Bunun yanı sıra, hapis tecrübesi onu, milletine, memleketine, devletine küskün bir fert hâline de getirmemiştir. Bu mânâda, devletini hep sevmiş, "devlet-i ebed müddet" anlayışını hiç bir zaman terk etmemiştir.

Sâmiha Ayverdi ile ilk karşılaşması, kendilerinin bir Manisa ziyâreti sırasında olmuştur. Anneanneleri 13 yaşındaki Gülbin'le, 11 yaşındaki küçük Emrehan'ı: "Efendim, işte bunlar benim torunlarım " diyerek huzurlarına çıkarmış. İstanbuldaki ilk buluşmaları ise 1969 yazında gerçekleşmiştir.

Devamını oku...
 

Emrehan abiden sonra ben nasıl uyurum.

E-posta Yazdır PDF

"...Eve döndüğümüzde, uzunca bir aradan sonra ilk defa saat on buçukta yataktaydım. Onbeş günün yorgunluğunu çıkartmak için saatimi biraz daha ileriye kurdum. Ancak kısmet olmadı. Sabahın ilk ışıklarıyla aldığım acı haberle gözlerimden akan uykusuzluk yerini yaşlara bıraktı. Emrehan abimiz derin uykulara dalmışken uyumanın vakti miydi? Onun tek başına yaptıklarını benim gibi kaç kişi bir araya gelse yapabilirdi? Son bir yıl içinde bu kaçıncı yolculuktu? Uyumanın vakti değildi. İstikamet önce İzmir sonra Sipil dağlarının eteği, şehzadeler şehri Manisa. Uykusuz geçen bir gece ve bir gece daha… Mualla teyzeden, Ali amcadan, Emrehan abiden sonra ben nasıl uyurum.

Güzellik uykusu var! Gaflet uykusu var! Ölüm uykusu var! Uyku var! Uyku var! Uyku var! Ben hangi birinden uyanıp, kimi uyandırayım?"

Devletşah

http://www.devletsah.com/uyumak-uyanmak-uyumak-uyanmamak

 

Ney Neye Söyler Ne Der?

E-posta Yazdır PDF

Daire semai dönerek ney neye söyler ne der?

Hassaten Mevlana Celâleddin Rumî'nin mesnevisinde meşhur ilk on sekiz beytin mevzuu olmakla musikinin sınırlarını aşıp bizatihi tasavvuf konularının izahı için imtisal edilmiş, özellikle Mevlevî tarikatı ile bütünleşmiştir.

Müşahhas hali ile kamıştan öte bir şey bulamayacağımız ney, mücerredde insanın manası ile örtüşür.

Zayıf tarik ile anlatılan bir hikâyecikte Allah'ın peygamberi tarafından 'ilmin kapısı' diye taltif edilen Hz. Ali (R.A) 'nin, sahip olduğu ilim sırrını bir kuyuya fısıldadığı, sonraları kuyunun suyu ile yeşeren kamışlardan bir çobanın ney yaptığı, neyden çıkan avazın da ilim sırrını ifşa ettiğinden bahsedilir. Muteber olmayan bu hikâyecik ile neye, mana âleminden üns esintisi sunan bir nefes nazarıyla bakılmış, neyzenler de ney üflerken umumiyetle gözlerini kapatıp gaybdan haber alırcasına bir edaya bürünmüşlerdir.

İnsanın nefes verirken gayr-ı ihtiyari 'Hu' dediği söylenir. 'Hu' O demektir ve vahid ü ehad olan Hak Teâlâ kastedilir. 'Hu' diye sineden çıkan nefes neyin hicran ve hasret ile yanmış damarlarından geçtikten sonra yükselen parmaklar arasından afak-ı âleme pervaz eder, naif ve nazenin nağmeler olarak hüsünden, cemalden dem vurur. Zanların ötesinde bu çıkan sesler hicran ateşinin ciğersûz iniltileri değil, maksudu olan maşukunun güzelliğini dile getirme gayretidir. Evet, dokuz boğumunun arasındaki perdeler yırtılmış, üzerine yedi yerden kızgın demir ile delik açılıp dağlanmış, at gübresi içerisinde bilmem kaç erbain çile doldurup pişmiştir. Lakin çilesini dillendirmekten içtinap etmiş, Halil el Rahman ateşe atılırken onunla birlikte yanmaya uçan bülbül yavrusu gibi maşukunun bin bir ismini zikre durmuştur.

Mevlana neyin dem çektiği birçok mecliste kadınlar ve erkekler tarafından anlaşılmadığını söylese de 'Ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil' diyen gönül ehli onun kaddi bükük derviş misali sükût hallerinden dahi çok mana çıkarmıştır.

Ney üflemek her kişinin harcı değildir. Her ney icracısı da neyzen değildir. Meşke dayalı geleneksel eğitim sistemi içerisinde önce edep vardır. Allah makamını cennet etsin, kıymetli büyüğüm Emrehan Küey gençlik çağlarında bir Mevlevi şeyhinden ney dersi aldığından bahsetmişti. Her çarşamba Manisa'dan Bornova'ya gelip bir arkadaşında kaldığını ve perşembe günleri de Üçkuyular'da oturan hocasına derse gittiğini anlattı. Hoca bir yıl boyunca anlatmış ama neyi göstermemiş. Bir yılın sonunda neyi gösterip demiş ki 'evladım bu ney, bunu abdestsiz eline almayacaksın, hiç eğri tutmayacaksın.' Altı ay sonra hoca ölmüş. Emrehan Bey dedi ki 'Ney üflemesini öğrenemedim fakat amacım o işin adabını öğrenmekti, onu öğrendim.'

Son on yıldır özellikle gençlerde ney sazına olan ilgi nazarlardan kaçmıyor. Gençyaşlarına rağmen ney icrasında ve musiki nazariyatında vukufiyet kesbetmiş Kâşif Demiröz, Ömer Bildik gibi isimlerin devlet konservatuarlarında hocalık yapmaları, ahval ve etvar itibarı ile de numune-i imtisal olmaları ney sazı için de, Türk Musikisinin geleceği için de ümit vaat ediyor. Arzu ederiz bizler de gönül ayinelerimizi saflaştırıp mücella hale getirelim ki neyin nağmeleri bizim sinelerimizde de ma'kes bulsun.

Latif Öz

http://www.antoloji.com/ney-neye-soyler-ne-der-siiri/

 

GEL SEN DE GEL

E-posta Yazdır PDF

Haydar Aksakal

“Mevlana, Mesnevi ve Mevlevihaneler” konulu sempozyumun ikincisi 18-20 Aralık 2002 tarihleri arasında Manisa Mevlevihanesinde düzenlendi.

Celal Bayar Üniversitesi Manisa Yöresi Türk Tarihi ve Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezinin organize etmiş olduğu  sempozyuma davet edilen 36 bilim adamından, 26 sı kentimize geldi. Hindistan, Pakistan, Azerbaycan, Almanya, Kıbrıs  Türk Cumhuriyeti ve Anadolu’nun muhtelif üniversitelerinden gelen misafirler, Manisa’da toplanan bilim adamlarımızla doyasıya söyleştiler. Geceleri, Ayni-Ali Kültür Evindeki sohbetlerde sevgi ırmakları aktı. Yürütme Kurulu Başkanı Emrehan Küey ve ekibi, başarının ötesinde takdir ve sevgi topladı. Bizde Pakistan, Hindistan, Azerbaycan ve Almanya’dan gelen düşünce insanları ile evrensel değerler ve insanlık üzerine bilgi alış verişinde bulunduk.

Devamını oku...
 

Manisa Şehzadesine Veda

E-posta Yazdır PDF

Yirmi yıl önceydi. 1986’nın Mart ayı. Bir kültür ermişi, bir sanat dervişi el sallayıp ayrılmıştı dünyamızdan. Yakın dostları bile ölümünü haftalar sonra duyabilmişti. Sırrolup gitmişti aramızdan. Gönlü gani, ruhu yüce, güzel bir insandı. Mimardı, Vakıflar İstanbul Bölge Müdürlüğü’nde çalışıyordu. Gülhane Parkı’nın karşısında kiraladığı ahşap binayı Türk Evi’ne dönüştürmüştü. El sanatlarımıza adamıştı ömrünü. Misafiri oldunuz mu sizi candan kucaklar, bütün imkânlarıyla ağırlardı. Yerlerde kilimler serili, duvarlarda heybeler asılıydı. Yüzü güleç, demli çayı hazırdı her zaman. İstanbul’un orta yerinde bir Anadolu havası soluklanırdınız. Türk’ün sanatına vurgundu Armağan Bey. Gazete ve dergilere makaleler yazıyor, sempozyumlarda tebliğler sunuyor, kürsülerde konuşmalar yapıyordu. Toprağına bağlı, insanına âşık, millî değerlerine sahip bir Türk aydınıydı. Ve bir gün, ansızın gölge gibi çekiliverdi aramızdan. Rabbinden gelen dâvete uydu, asıl meskenine doğru yürüdü gitti. Geriye birkaç eşya bırakmıştı: Bir iki kilim, birkaç heybe ve küçücük bir şiir: "O bulutun gölgesine bir varsam / Ne yağmuru ne güneşi beklerim / İlk günahın tövbesinde bir yansam / Gerisi Allah kerim." Armağan Tekin’i hatırladıkça gözlerim dolar, rahmetle anarım. Bir yayıncı çıkar da yazılarını kitaplaştırır mı, hiç sanmıyorum.

Bu mübarek topraklarda daha nice erenimiz vardır. Onlar afrasız tafrasızdır, şöhretten uzaktır. Hizmetlerini Allah için, vatan için, bayrak için yaparlar. Şan, şöhret, mal, mülk sevdasında değil hiçbiri. Mehmet Emiroğlu, Osman Elçioğlu, Ali Yardım ve yeni yitirdiğimiz Emrehan Küey. Kubbealtı çeşmesinden su içen, Ayverdi rahle-i tedrisinden geçen dört gönül adamı. Emiroğlu ve Elçioğlu yaşlı, Yardım hastaydı. Ama Emrehan Küey ömrünün olgun bir mevsimindeydi ve heyecan adamıydı. Ankara’ya bir toplantıya gitmişti. 13 Mart sabahı memleketine dönerken Uşak dolaylarında geçirdiği kazada hayata veda etti. Nâşı, 14 Mart günü, Hâtuniye Câmii’nde kılınan namazdan sonra Kırtık Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Devamını oku...
 

Manisa’nın Şehzadesi Emrehan Küey

E-posta Yazdır PDF

Bu mübarek topraklarda nice ermişlerimiz, erenlerimiz vardır. Onlar afrasız tafrasızdır, şöhretten uzaktır. Hizmetlerini Allah rızası için, vatan aşkıyla ve bayrak sevgisiyle yaparlar. Şan, şöhret, mal, mülk sevdasında değil hiçbiri. Tam dört yıl önce (2006) ebediyete uğurladığımız Emrehan Küey de öyle bir alperendi. Kubbealtı çeşmesinden su içen, Ayverdi rahle-i tedrisinden geçen bir gönül adamıydı. Emrehan Küey ömrünün en olgun mevsimini idrak ediyordu. Hareket ve heyecan adamıydı. Ankara’ya bir toplantı için gitmişti. 13 Mart 2006 sabahı memleketine dönerken Uşak dolaylarında geçirdiği kazada hayata veda etti. Naaşı, 14 Mart günü, Hâtuniye Câmii’nde kılınan namazdan sonra Kırtık Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Emrehan Küey bu fani hayata veda etmişti. Dostlarına ilham veren, projeler üreten Manisa Şehzadesi, artık bu dünyada yaşamıyordu. Gözümde hep bir hareket adamı, koşmaktan yorulmayan bir serdengeçti olarak kalacaktır. Manisa’nın bu atak, cevval asîl çocuğu, aynı zamanda kalp adamıydı. Ziraat mühendisiydi ve toprağına kültür tohumları ekiyordu. Çocukluğu Manisa’da geçmişti. Bir çok genç gibi 1980 öncesinde acılar çekti, 12 Eylül döneminde içerde yattı. Zindanda iken de devletine bağlı, milletine sevdalıydı. Henüz 11 yaşındayken Manisa’yı ziyaret eden Sâmiha Ayverdi ile tanışmış ve ondan iltifat görmüş, dua almıştı. Kitapla olan aşkı ise öğrencilik yıllarında başladı. İzmir’in irfan yuvası olan Arı Kitabevi’ne muntazaman devam etti; Akademi Kitabevi’ni kurdu.

Devamını oku...
 

EMREHAN’A MEKTUP

E-posta Yazdır PDF

Sevgili kardeşim!

Bizim memlekette, annemin akrabâlarından bir Aktakke’nin Hâlit Hoca vardı. Çok mübârek biriydi. Kulaklarının ağır işittiği dönemlerde, yaşlılık emâresi bu hâli, özetle: "Allah, insanların bugünkü aykırı, yalan ve yanlış sözlerini duymamam için benim kulaklarımı sağır etti" diyerek ve şükrederek değerlendirirdi. Allah ona da rahmet eylesin, sana da!

*

Şimdi bunu niye yazdım?

Açıklamaya çalışayım:

Emr-i Hak vâkî olup, bizim dünyâmızdan ayrıldın ve asıl vatanına alnın açık şekilde gittin. Orada kimlerle ve nasıl huzûr içinde olduğuna dâir îmânım aslâ sarsılmadı; hayattayken ve vefâtından sonra yaptığın hizmetleri sıralayarak senin hakkında müjdeler fısıldayan mübârek dudaklara şâhit olmuş biriyim. Bu sebeple inanıyorum ki Allah katında makbûlsün. Beşer aklıyla senin gidişini "erken" bulduksa da, Aktakke Hoca’nın bakış açısıyla bakınca, görünen manzara senin lehine pek mânidar.

Devamını oku...
 

EMREHAN KÜEY

E-posta Yazdır PDF

R. Tekin UĞUREL

Emrehan Küey"Sıradan" yaşayanlar, "sıradışı"ları târih boyunca taşlamaya ve karalamaya çalışmışlardır. Bunun altında yatan ruh hâli; "Neden sen de bana benzemiyorsun?" kompleksi ve kıskançlığıdır.

Sıradanlar yâni "avamdan olanlar"; sıra dışı insanlardan yâni "havas"dan --sayı îtibâriyle-- târih boyunca, dâimâ ezici çoğunlukta olmuşlardır. Böyle olmasına rağmen, cins kafaların ve içinde büyük ideallerin; yüksek fikirlerin barındığı beyinlere sâhip, lider vasıflı şahsiyetler –sayıca az olmalarına rağmen—avâmı dâimâ ama dâimâ gütmüşlerdir. Bu değişmez gerçek, avamda –şahsiyet sâhibi olamayanlarda— hep de "eziklik" meydana getirmiştir. Sayı bakımından ‘’ezici çoğunluğa’’ dâhil olanların; önder, rehber, tefekkür sâhibi gibi meziyetlerle donatılmış nâdir şahsiyetler karşısındaki "ezikliğini" yazmakla yaşlanmıştır târih!

Bu kabil liderler, ortalığı yüksek pırıltılarıyla aydınlatıp geçen yıldızlara… Yâhut, güneşe benzerler ve onların parladığı dönemlerde, hakîkatin farkına varanlar, kurtulur; avam ise, hasetin zifirî karanlığında oyalanarak ömür tüketmeyi yaşamak sanırlar.

Devamını oku...
 
Daha Fazla İçerik...
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »


Sayfa 1 - 2